Neden Terapide Çocukluk Konuşulur?
- Ufuk Psikolojik Danışmanlık
- 27 Kas 2024
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 7 Şub 2025
Çocukluk dönemi, kendiliğin oluşumunda kritik öneme sahip olduğundan terapide sıkça ele alınır. Erken deneyimler özgüven ve ilişkileri şekillendirir; yetişkinlikteki sorunları anlamak için çocukluğa bakılır.

Öncelikle danışanın destek almak istediği her konuda çocukluk dönemine gidilmez bu durum psikoterapistin kullandığı yaklaşıma göre değişmektedir. Fakat sıklıkla terapide çocukluk döneminin konuşulmasının nedeni, kendiliğimizin oluşumunda özellikle erken çocukluk döneminin oldukça önemli bir yeri olmasıdır.
Bu dönemde kendimizle kurduğumuz ilişkinin ve çevreyle kurduğumuz ilişkinin kökenlerini atarız. Bir örnek vermek gerekirse, çocuğun birincil bakım vereni ki bu genellikle anne olur çocuğum tamamıyla dünyasını oluşturur. Çocuk birincil bakım verenin gözlerinde kendini arar. Eğer o gözlerde kendisine yansıtılmış değersizlik, yetersizlik, sevgisizlik duyguları varsa çocuğun kendisiyle ilgili algısı bir dönem sonra bu şekilde şekillenmeye başlar.
Bu duygular çocuğun özgüvenini sarsar ve duygu düzenlemesinin önüne geçer. Bu durum yeniden yapılanmadığında yetişkinlik dönemine olumsuz bir şekilde yansıyabilir. Çünkü o dönemde, dünya, insanlar ve kendimizle ilgili ilk algılarımız şekillenir ve yetişkinlikte davranış ve düşünce kalıpları haline gelebilir.
Diğer taraftan bağlanma ilişkimiz, erken yaşlarda bakım veren kişiyle kurulan duygusal bağ, yaşam boyu ilişkilerimizin temelini oluşturur. Sevgi dolu ve güvenli bir bağ, sağlıklı ilişkiler kurmamıza yardımcı olurken, güvensiz bir bağ, kaygı ve korkulara yol açabilir. Güvensiz bağ kuran çocuklar yetişkinlik dönemlerinde özellikle yakın ilişkilerinde problem yaşarlar.
Çocukluk dönemimde yaşanan yıkıcı durumlar, çocuğun ihmal ya da işgal edilmesi sonucunda yine zorlayıcı duygular ortaya çıkaracaktır. Örneğin, sürekli eleştirilen bir çocuk, yetişkin olduğunda kendisini yetersiz hissedebilir. Bu durum yetişkinlik döneminde sağlıklı sınırlar oluşturmakta zorlanma, stresle baş etmede zorlanma, kaygı ve depresyon gibi rahatsızlıklar yaşamasına sebebiyet verebilir.
Çocuklukta yaşanan yoğun duygusal durumlar beynimizde yoğun duygusal izler bırakabilir. Psikoterapide EMDR (Göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işlemleme) gibi yaklaşımların kişinin çocukluk travmalarını yeniden işlemleyerek travmanın kişi üzerindeki duygusal yükün hafifletmeye yardımcı olmaktadır.
Terapide kişinin ihtiyacına yönelik bir yol çizilir. Bu süreçte kalıpları fark etmek, değişim ve iyileşmenin kapısını açar. Kurduğumuz en uzun ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkidir ve biz bu ilişkinin kökenini çocuklukta atıyorsak o halde tekrar tekrar o döneme dönüp bakmamız ve farkındalıkla birlikte yeniden yapılandırmamız gerekebilir.





Yorumlar